Anksiyete, panik atak ve fobiler arasındaki fark nedir?

Anksiyete, panik atak ve fobiler, psikolojik rahatsızlıkların farklı türleridir. İşlevsel bozukluklara yol açabilirler ve kişinin günlük aktivitelerini ve yaşam kalitesini etkileyebilirler.

Anksiyete, genellikle gelecekle ilgili endişe, belirsizlik, ya da stresli bir durumdan dolayı hissedilen bir rahatsızlık hissidir. Bu his, normalde beklenen veya uyarıcı bir durumla ilişkili olabilir. Örneğin, bir iş mülakatına girmeden önce veya önemli bir sınavdan önce anksiyete hissedebilirsiniz. Ancak, aşırı anksiyete hissi, kişinin günlük hayatını etkileyen ve müdahale gerektiren bir düzeye ulaştığında anksiyete bozukluğu olarak kabul edilir.

Panik atak, ani ve beklenmedik bir şekilde yüksek düzeyde anksiyete ve korku hissi ile karakterizedir. Bu his, şiddetli fiziksel semptomlarla birlikte gelebilir, örneğin nefes almada zorluk, kalp çarpıntısı ve terleme. Panik ataklar, genellikle tekrarlayan olmayan durumlarda ortaya çıkabilir ve panik bozukluğu olarak kabul edilirler.

Fobi, belirli bir nesne, durum veya aktiviteye karşı aşırı bir korku veya endişe hissidir. Fobiler, belirli bir şeyle karşı karşıya kaldığında kişinin şiddetli korku ve kaçınma davranışları sergilemesine neden olabilirler. Örnek olarak, yükseklik korkusu veya uçan fobi verilebilir. Fobiler, belirli bir şeyle karşı karşıya kaldığında anksiyete ve panik ataklarını tetikleyebilir ve fobi bozukluğu olarak kabul edilirler.

Bunlar da ilginizi çekebilir


Anksiyete nedir?

Anksiyete, kaygı bozukluğu demektir.  Anksiyetesi olan bir kişi kişi kendisini tedirgin ve tetikte hisseder. Günlük hayatta zaman zaman kişiler kaygılanabilir yani anksiyete yaşayabilir. Bu normaldir. Anksiyete bozukluğu diyebilmek için, bu endişenin günlük hayatta rastlanılan durumlara karşı, sürekli devam etmesi ve yoğun bir şekilde olması gerekir. 

Anksiyete bozukluğu kimlerde daha çok görülür?

Anksiyete bozukluğu, hem kadınlarda hem de erkeklerde daha sık görülür. Ancak görülme sıklığı kadınlarda erkeklere göre daha fazladır. Anksiyete bozukluğu bazı kişilerde daha sık görülür. Çocuklukları sırasında aşırı korumacı olarak büyütülen, hep olumsuz yönde tepkiler alan ve sindirilip baskılanan çocuklarda anksiyete daha sık görülür.  Yine çocukluk döneminde yaşanan bazı travmalar ve olumsuzluklar da anksiyete bozukluğu gelişim riskini artırır. Ayrıca anne, baba ya da diğer akrabalarında anksiyete bozukluğu olanlarda yine risk daha fazladır.

Anksiyete bozukluğu nedir ve nasıl tedavi edilir?

Anksiyete bozukluğu, kişinin sürekli endişe, korku ve gerilim duygularıyla başa çıkma güçlüğü çektiği bir psikiyatrik rahatsızlıktır. Bu rahatsızlık birçok farklı belirtiyle ortaya çıkabilir, örneğin kalp çarpıntısı, terleme, nefes darlığı, titreme, uyuşma, mide bulantısı, baş dönmesi gibi fiziksel belirtilerle kendini gösterebilir. Anksiyete bozukluğu, kişinin günlük yaşamını olumsuz yönde etkileyebilir ve zamanla daha da kötüleşebilir.

Anksiyete bozukluğunun tedavisi, bireysel olarak belirlenir ve genellikle psikoterapi, ilaç tedavisi veya her ikisi birlikte kullanılarak yapılır. Psikoterapi, bir terapist ile konuşarak ve belirli teknikler kullanarak kaygı ile başa çıkmayı öğrenmeyi içerir. Kognitif davranış terapisi (KDT) ve bilişsel terapi (BT), sıklıkla kullanılan psikoterapi türleridir.

İlaç tedavisi, belirtilerin hafifletilmesine yardımcı olmak için antidepresanlar, anksiyolitikler veya beta blokerler gibi ilaçlar kullanılabilir. Ancak, ilaç tedavisi her zaman gerekmeyebilir ve sadece belirli durumlarda kullanılmalıdır. Bu nedenle, anksiyete bozukluğu olan bir kişi tedavi seçenekleri hakkında bir uzmana danışmalıdır.

Anksiyete nedir ve belirtileri nelerdir?

Anksiyete, gelecekle ilgili belirsizlikler veya kaygı uyandıran durumlarla başa çıkmakta güçlük çeken kişilerde görülen yaygın bir durumdur. Belirtileri arasında sürekli endişe, gerginlik, sinirlilik, uykusuzluk, kalp çarpıntısı, terleme, titreme, mide bulantısı ve panik ataklar yer alabilir. Anksiyete, normal stres veya endişe ile farklıdır, çünkü kişinin günlük işlevselliğini etkileyebilir ve tedavi gerektirebilir.

Anksiyetenin nedenleri nelerdir?

Anksiyetenin nedenleri çok çeşitlidir ve kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Bazı olası nedenler arasında genetik yatkınlık, beyin kimyasındaki dengesizlikler, travmatik yaşantılar, zorlu hayat koşulları, kronik sağlık sorunları, ilaç veya uyuşturucu kullanımı, kafein veya alkol tüketimi yer alabilir. Anksiyete genellikle birden fazla faktörün birleşimiyle ortaya çıkar ve tedavi edilmesi mümkündür.

Anksiyete teşhisi nasıl konur?

Anksiyete teşhisi, genellikle bir psikiyatrist, psikolog veya diğer zihinsel sağlık uzmanları tarafından yapılan bir değerlendirme ve tanı testleri ile konulur. Değerlendirme, semptomların ciddiyeti, süresi ve çeşidi hakkında sorular içerir. Ayrıca, fiziksel sağlık sorunları, ilaç veya madde kullanımı, travmatik yaşantılar ve diğer olası nedenler hakkında da bilgi toplanır. Bazı durumlarda, laboratuvar testleri veya görüntüleme testleri yapılabilir. Teşhis sonucunda, bir anksiyete bozukluğu tanısı konulabilir veya semptomların başka bir sağlık sorununa bağlı olabileceği tespit edilebilir.

Anksiyete tedavisi nasıl yapılır?

Anksiyete tedavisi, semptomların ciddiyeti, süresi ve türüne göre değişebilir. Tedavide yaygın olarak kullanılan yaklaşımlar arasında psikoterapi, ilaç tedavisi veya bir kombinasyonu bulunur. Psikoterapi, anksiyete semptomlarının nedenleri hakkında anlayış kazanmaya ve daha etkili başa çıkma stratejileri geliştirmeye yardımcı olabilir. İlaç tedavisi, semptomları hafifletmek için antidepresanlar, anksiyolitikler veya beta blokerler gibi çeşitli ilaçlar kullanabilir. Bazı durumlarda, alternatif terapiler, diyet değişiklikleri ve yaşam tarzı değişiklikleri de semptomların hafifletilmesine yardımcı olabilir. Anksiyete tedavisinde en önemli şey, doğru bir tanı ve kişiye özel bir tedavi planının belirlenmesidir.

Anksiyete önlemek için neler yapılabilir?

Anksiyete önlemek için şu adımlar önerilebilir:

Stresle başa çıkma becerileri geliştirmek: Stres yönetimi teknikleri, yoga, meditasyon, derin nefes alma egzersizleri, yürüyüş gibi egzersizler, anksiyeteyi önlemeye yardımcı olabilir.

Düzenli egzersiz yapmak: Egzersiz, vücudu rahatlatır, endorfinlerin salınımını arttırarak, kişinin zihinsel durumunu düzenler.

Sağlıklı beslenmek: Dengeli bir beslenme, vücudun ihtiyaç duyduğu besinleri alarak, genel sağlık durumunu iyileştirir ve anksiyete riskini azaltabilir.

Uyku düzeni: Düzenli uyku ve yeterli uyku, vücut ve zihin için dinlenme sağlayarak, anksiyete semptomlarını azaltabilir.

Sosyal destek: Sosyal bağlantılar, bir kişinin destek alabileceği, konuşabileceği insanlar olduğunu hissetmesine yardımcı olabilir.

Alkol ve kafein tüketimini sınırlamak: Alkol ve kafein, anksiyete semptomlarını arttırabilir. Bu nedenle, alkol ve kafein tüketimini sınırlandırmak veya azaltmak önemlidir.

Kendine zaman ayırmak: Kendine zaman ayırmak, stresle başa çıkmak için ihtiyaç duyulan zamanı sağlar.

Bu yöntemler, anksiyeteyi önlemede etkili olabilir. Ancak, kişi anksiyete semptomları yaşıyorsa, bir sağlık uzmanına başvurarak uygun tedavi planı oluşturulması önerilir.

Anksiyete ile depresyon arasındaki fark nedir?

Anksiyete ve depresyon birbirine benzeyen semptomlara sahip olsa da, farklı durumlar olarak kabul edilirler. İki durum arasındaki farklar şunlardır:

Belirtileri: Anksiyete, genellikle endişe, korku, kaygı, huzursuzluk, panik atak gibi semptomlarla kendini gösterirken, depresyon genellikle üzüntü, umutsuzluk, değersizlik hissi, ilgi kaybı, enerji eksikliği gibi semptomlarla kendini gösterir.

Nedenleri: Anksiyete, genellikle stres, travma, kimyasal dengesizlikler, genetik faktörler veya ilaç yan etkileri gibi nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilir. Depresyon da benzer şekilde stres, travma, genetik faktörler, hormonel değişiklikler veya ilaç yan etkileri gibi nedenlerle ortaya çıkabilir.

Tedavileri: Anksiyete ve depresyon için benzer tedaviler kullanılsa da, tedavi yaklaşımı genellikle semptomlara ve nedenlere göre değişir. Anksiyete tedavisinde çoğunlukla bilişsel davranışçı terapi, ilaç tedavisi veya bir kombinasyonu kullanılırken, depresyon tedavisi genellikle antidepresan ilaçlar, terapi veya elektrokonvülzif tedavi gibi daha farklı yöntemlerle yapılmaktadır.

Süreleri: Anksiyete, genellikle kısa süreli bir durum olarak kabul edilirken, depresyon daha uzun sürebilir ve daha ciddi sonuçlar doğurabilir.

Bu nedenlerden dolayı, anksiyete ve depresyon, benzer semptomlara sahip olsalar da, farklı durumlar olarak kabul edilirler ve farklı tedavi yöntemleri gerektirebilirler.

Anksiyete atakları nasıl durdurulabilir?

Anksiyete atakları durdurmak için bazı yöntemler şunlardır:

Nefes egzersizleri: Derin nefes alarak ve yavaşça nefes vererek rahatlama sağlayabilirsiniz. Bu egzersizler, panik atak sırasında kalp atışını yavaşlatır ve rahatlama hissi sağlar.

Dikkat dağıtma: Kendinizi başka bir şeye odaklamak, örneğin bir kitap okumak, müzik dinlemek, bulmaca çözmek gibi aktiviteler, anksiyete atakları sırasında dikkatinizi dağıtabilir ve rahatlama hissi sağlayabilir.

Yavaşlamak: Anksiyete atakları sırasında, vücudunuzda hızlı hareketler ve tepkiler oluşabilir. Kendinize sakinleşmek için zaman verin, yavaşça hareket edin ve kendinizi dinleyin.

Olumlu düşünceler: Olumsuz düşünceler yerine, pozitif ve olumlu düşünceler üzerine odaklanmaya çalışın. Kendinize, "Her şey yolunda, sakin olacağım" gibi olumlu cümleler söyleyebilirsiniz.

Profesyonel yardım: Anksiyete atakları sık sık tekrarlanıyorsa, profesyonel yardım almak önemlidir. Bilişsel davranışçı terapi, ilaç tedavisi veya bir kombinasyonu, anksiyete ataklarına yardımcı olabilir.

Yaşam tarzı değişiklikleri: Stresli durumlardan kaçınmak, yeterli uyku almak, düzenli egzersiz yapmak ve sağlıklı beslenmek gibi yaşam tarzı değişiklikleri de anksiyete ataklarını önlemeye yardımcı olabilir.

Bu yöntemler, anksiyete ataklarını önlemeye yardımcı olabilir ve daha sakin bir yaşam sürmenizi sağlayabilir. Ancak, anksiyete atakları sık sık tekrarlıyorsa veya şiddetliyse, mutlaka bir sağlık uzmanına danışmak önemlidir.

Yeni SSS


Lenf nodu veya lenf bezi, bağışıklık sisteminin önemli bir parçası olan küçük, fasulye veya oval şekilli yapılardır. Vücudun çeşitli bölgelerinde, özellikle boyun, koltuk altı, kasık ve karın bölgesinde kümeler halinde bulunurlar. Lenf nodlarının temel ...


Pannikülit, deri altındaki yağ dokusunun iltihaplanması anlamına gelir. Çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilir ve farklı tipleri vardır. Genellikle ciltte kırmızı, hassas nodüller şeklinde kendini gösterir. Bazı durumlarda ateş, halsizlik ve eklem ağrıları gibi sistemik belirtiler d ...


Kızlık zarı (hymen), vajina girişinde bulunan ince ve esnek bir dokudur. Genellikle vajina açıklığını kısmen kapatır ve ortasında adet kanının akmasına izin veren bir veya daha fazla delik bulunur. Kızlık zarı hakkında bazı önemli bilgiler; Yap ...


Hayır, üroloji ve nefroloji aynı değildir. Her ikisi de böbreklerle ilgili olsa da farklı uzmanlık alanlarıdır. Nefroloji: Odak noktası: Böbreklerin iç yapısı ve işlevleri. İlgilendiği hastalıklar: Böbrek ye ...


Nefroloji, böbreklerin sağlığı ve hastalıkları ile ilgilenen bir tıp dalıdır. Böbrekler, vücudumuzun atık ürünlerini filtrelemek, kan basıncını düzenlemek, elektrolit dengesini sağlamak ve kırmızı kan hücresi üretimini uyarmak gibi hayati fonksiyonlara sahiptir. Nefroloji, böbrek ...


ANA (Anti-Nükleer Antikor) testi, vücudun kendi hücrelerine karşı ürettiği antikorları tespit etmek için yapılan bir kan testidir. Bu antikorların varlığı, bağışıklık sisteminin yanlışlıkla kendi dokularına saldırdığı ...


Ekimoz, halk arasında morluk, çürük veya ezik olarak da bilinen, cilt altında kılcal damarların hasar görmesi sonucu kanın sızması ve ciltte renk değişikliği oluşması durumudur. Ekimoz (morluk), cilt altında kılcal damarların hasar görmesi sonucu oluşan kan sızıntısıdır. Travma, ...


Vücutta morarma, tıp dilinde "ekimoz" olarak adlandırılan, cilt altında kılcal damarların hasar görmesi sonucu kanın sızması ve ciltte renk değişikliği oluşması durumudur. Morarmalar genellikle mavi, mor, yeşil veya sarımsı renkte olabilir ve zamanla renkleri değişebilir. ...


Osteom, kemik dokusundan oluşan iyi huylu bir tümördür. Genellikle yavaş büyür ve çoğunlukla kafatası, yüz kemikleri, uzun kemikler ve omurgada görülür. Çoğu osteom belirti vermez, ancak büyüdükçe ağrıya, şişliğe veya etrafındaki dokulara baskı yaparak fonksiyon bozukluğuna neden ...


PRP (Platelet Rich Plasma) yani "Trombositten Zengin Plazma" tedavisi, kişinin kendi kanından elde edilen ve iyileştirici faktörler açısından zenginleştirilmiş plazmanın, hasarlı veya dejeneratif dokuya enjekte edilmesiyle yapılan bir tedavi yöntemidir. Nasıl Uy ...


Baker kisti (popliteal kist), diz arkasında oluşan sıvı dolu bir kesedir. Genellikle diz eklemiyle ilgili bir problemden kaynaklanır, örneğin menisküs yırtığı, kireçlenme veya romatoid artrit. Belirtileri: Diz arkasında şişlik ...


Diz eklem aralığında minimal sıvı artışı, diz ekleminin içinde normalden biraz daha fazla sıvı birikmesi anlamına gelir. Bu durum genellikle eklem zarının (sinovium) iltihaplanması veya tahriş olması sonucu ortaya çıkar. Nedenleri: ...


Medial menisküs arka boynuzunda grade 2 dejenerasyon, dizin iç kısmında bulunan kıkırdak yapının (menisküs) arka kısmında oluşan aşınma ve yıpranmayı ifade eder. Bu durum genellikle yaşlanma, aşırı kullanım veya yaralanma sonucu ortaya çıkar. Grade 2 dejenerasyon, hafif ...


Mutasyonel falsetto (puberfoni), ergenlik döneminde erkeklerin seslerinin kalınlaşması gereken dönemde, sesin ince kalmaya devam etmesi durumudur. Yani, ses değişimi tamamlanmamış ve yetişkin bir erkeğe göre daha tiz bir ses kullanılmaktadır. Nedenleri: ...


Papilödem, göz sinirinin başlangıç noktasında, yani optik diskte şişlik olması durumudur. Optik sinir, gözden beyne görsel bilgileri taşıyan önemli bir sinirdir. Papilödem genellikle kafa içi basıncının artması sonucu ortaya çıkar. Papilödem Belirtileri: ...